Bir Lezbiyen Olarak Teorize Etmek
Judith Butler
Ilk basta farkli türde bir deneme, homoseksüel “olma” üstüne farkli havasi olan bir deneme kaleme almayi düsünmüstüm. Bedel karsiliginda bile olsa herhangi bir sey olma ihtimali, bende her zaman belli bir kaygi dogurmustur, zira gay “olmak”, lezbiyen “olmak”, zaten oldugum kisi ya da sey olmaya yönelik basit bir yönergeden daha fazla bir sey olarak görünür bana. Üstelik bendeki o, bunun oldugum seyin ‘parça’si oldugunu söyleme kaygisini hiçbir sekilde ortadan kaldirmaz.
Bir lezbiyen olarak yazmak ya da konusmak, bu ‘ben’in paradoksal , kiside ne gerçek ne de sahte duygusu uyandiran bir görünüsüne benzer. Çünkü bu, bir kere üretildigindebazen siyasal bakimdan tesirli bir fantazma islevi gören bir kimlik adina yazmaya ya da açiga çikmaya yönelik olmak üzere, bir istege karsilik olan bir üretimdir genellikle. ‘Lezbiyen teoriler, gay teoriler’ deyisi beni hiç rahatsiz etmiyor, çünkü baska bir yerde ileri sürmüs oldugum gibi, kimlik kategorileri –ister baskici yapilarin normallestirici kategorileri, isterse bu baskiyi özgürlestirici bir damarla tanimamanin odaklasma noktalari olarak olsun- düzenleyici rejimlerin enstrümanlari olmaya egilimlidir. Bunu söylerken, lezbiyen etiketi altinda siyasal faaliyetlerde bulunmayacagimi iddia ediyor degilim, ancak bu etiketin tam olarak neye isaret ettigi konusunda sürekli bir belirsizlik kalmasindan yana oldugumu da vurgulamak isterim. Dolayisiyla, benim bu kitaba hangi yolla katkida bulunabilecegim ve bunun hangi baslik altinda olacagi da pek açik degildir, zira bu, benim bastan itiraz etmeyi önerecegim bir dizi ihtiyat payinin altini çizmektir. Benim göze aldigim risk, yazmami o çerçeveye sigsirdigim etiket bana dayatiliyor, zaten bu yüzden tematiklestirmeye çalistigim seyin de ayni risk oldugu ortadadir. ‘Kimlik’ terimine basvurmanin her zaman bir risk oldugu önermesine dikkat çekmek, ona karsi direnisin her zaman için –ya da yalnizca- kendi kendini cezalandiran bir homofobinin semptomatik belirtisi oldugu anlamina gelmez. Gerçekten de Foucaultcu bir perspektifle meseleye bakildiginda, ‘homoseksüelligin’ olumlanmasinin homofobik bir söylemin uzantisi oldugu ileri sürülebilir. Yine de Foucault, bu saptamasini kaydettigi ayni sayfasa sunlari yazar:
“Söylem, gücün hem bir araci hem de bir sonucu olabilir, fakat söylem ayrica, gücün önünde bir engel, bir ayak bagi, bir direnis noktasi ve muhalif bir stratejinin hareket noktasi da olabilir”
O yüzden ben, lezbiyen etiketiyle devreye sokuldugunda, ‘ben’in nasil belirlendigi konusuna süpheyle bakmaktayim ve bu ‘ben’in homofobik belirlenimi söz konusu oldugunda ‘gay ya da lezbiyen toplulugu’nun baska fertlerince öne sürülen normatif tanimlar karsisinda oldugundan daha rahat degilim. Kaldi ki, kimlik kategorileri beni her zaman rahatsiz eden bir çerçeve olmustur; ben kimlik kategorilerini degismez ayak baglari sayar ve onlari ortaya çikmasi kaçinilmaz dert yuvalari olarak kavrar, hatta öyle lanse ederim. Gerçi –herhangi bir- kategori basimiza hiç dert çikarmaz olsaydi zaten benim gözümde ilginçligini de kaybederdi, orasi ayri; nitekim, beni ilk önce bu kategoriyle baslamayi düsündürten çesitli erotik pratikleri cazip kilan da, bu kategorilerin kalici olmayisinin dogurdugu hazdir. Kendimi bir kimlik kategorisinin terimleri içine hapsetmek, bu kategorinin tanimladigi varsayilan cinsellige sirt çevirmek olacaktir ve böyle bir etki de, tanimladigini ve –özgürlestirdigini diyemesek de- dogruladigini iddia ettigi erotizmi denetleme yollari arayan her kimlik kategorisi açisindan geçerlilik tasiyabilir.
Daha kötüsü, benim “teori” nosyonuna bir türlü aklim yatmiyor ve teorinin savunucusu rolüne soyunmaya da hiç istekli degilim; keza, akademi içindeki gay/lezbiyen çalismalarinin mesruiyet ve ehlilestirilmesini saglamaya çalisan elit bir gay/lezbiyen teorik çalismalar yigininin parçasi olarak gösterilmeyi de hiç arzu etmem. Teori, siyaset, kültür ve medya arasinda önceden belirlenmis bir ayrim söz konusu mudur? Bu ayrimlar pekala tamamen birbirinden farkli epistemik haritalar dogurabilecek nitelikte olan belli bir metinlerarasi yazimi bastirmakta nasil etkili olur? Fakat, iste suraya yaziyorum: Çok mu geç kalindi? Bu yazi, dayatici söylem bu engele, bu dirence imkan tanisa ya da onu üretse bile, halihazirda bize mal edilmis olan terimleri çürütebilir mi, herhangi bir yazi bunu yapabilir mi? Bu bagimlilik ve reddiyenin meydana getirdigi paradoksal durumu nasil nakledebilirim size?
Eger bize düsen siyasal görev, teorinin – herhangi bir odaga bagli olmayan tefekkür anlaminda- asla sadece theoria olmadigini göstermek ve teorinin tamamen siyasal (phronesis, hatta praxis) oldugunda israr etmekse, o zaman bu islemi de niçin siyaset ya da siyasetin mecburi alisverislerinden biri diye adlandirmayalim?
Metne telasli itiraflar ve kayda deger bir mesafe koyarak basladim, fakat bu sayede, hiç de basit bir etkinlik olmayan mesafe koymanin belli bir düzenleyici homofobikçe tutuma bir olumlu direnis formu olarak takdim etmek durumunda oldugumseyi yansitacagi herhalde açik hale gelecektir. ‘Açiga çikma’ (coming out) söylemi besbelli kendi güttügü amaca hizmet etmistir, fakat böyle bir tutumun riskleri nelerdir? Burada, kendi tasarimi olsun olmasin ‘dista’ olarak algilanan kisiler ve kesimlere karsi oldukça açik ve yaygin bir sekilde sergilenen siddetten, açik saldiridan ya da is vermemekten bahsediyor degilim. ‘Dista’ olan ‘özne’, içinde bulundugu tabiyet halinden azade midir ve nihai anlamda duru bir yerde midir? Ya da, gay veya lezbiyen özneyi bazi açilardan öznelestiren tabiyet hali ve iliskisi, ‘dista olma’nin öne çikarilmasi durumunda baskiyi devamli kiliyor ya da bu baskiyi en sinsi sekildesokuyor olabilir mi? Kendimi bir lezbiyen olarak tanittigimda ve eger bunu yaparsam, disa vurulmus ve tamamen sergilenmis olan bu ‘dista olan’ sey nedir ya da kimdir? Eger bir sey var ise, simdi bilinen haliyle nedir bu? Seffaf bir cinsellik ifsaatini bir vaatmisçesine ortaya koyan dilsel edimin hep gizli sakli tuttugu sey nedir? Bir seffaflik ve ifsaat ölçütüne vuruldugunda cinsellik bile cinsellik olarak kalabilir mi, yoksa tam bir sarihlik görünümü saglandiginda artik cinsellik olmaktan çikmasi mi söz konusudur? Bilinçdisinin – ki bu da cinselligi ifsa edebilecek olan bilinçli ‘ben’in, herhalde söyledigi seyin anlamini bilen son kisi oldugu anlamina gelir- isaret ettigi gayri-seffaflik disinda herhangi bir türde cinsellikten söz etmek mümkün müdür?
Bunun benim oldugum sey oldugunu iddia etmek, bu ‘ben’in igreti bir totallesme hali oldugunu ileri sürmektir. Ancak eger ‘ben’ kendini belirleyebilen bir sey ise, o halde, bu belirlemeyi yapabilmek için sisarida birakilan seyler de belirlenimin asli ögeleridir. Baska bir ifadeyle, böylesi bir açiklama, ‘ben’in kendi belirlenimine ‘fazla geldigi’ni, hatta bu benin semantik anlamini kapatmaya çalistigi edimde ve o edimle, o asiriligi kendisinin dogurdugunu önvarsayar. Bu ‘ben’in gerçek ve tam içerigini açiga vuracak olan edimde, tam da bundan dolayi belli ölçüde kökten bir saklama meydana getirilmis olur. Zira, lezbiyen-gösterenine basvurularak neyin kastedildigi her zaman için kesin bir belirsizlik içinde kalmistir; zaten onun anlamlandirilmasi her zaman için bir derece kontrol disidir, ayrica özgüllügü de ancak, kendi bütünsellik iddiasini çürütmeye yarayan dislamalarla ayirt edilebilen bir olgudur.
Öyleyse lezbiyenlerin paylastiklari –eger öyle bir sey varsa- söylenen sey nedir? Ve bu soruna kim karar verecektir –ayrica, kimin adina? Eger ben lezbiyen oldugumu iddia ediyorsam, ancak yeni ve farkli bir ‘gizli oda’ yaratmak için ‘açiga çikiyorumdur’. Bu ortaya çikma edimiyle kendimi gösterdigim ‘siz’, artik farkli bir gayri-seffaflik bölgesine ulasma imkanina sahipsiniz. Gerçekten, gayri-seffafligin mahalinde bir kayma olmustur: önce, siz benim ‘ne’ olup olmadigimi bilmiyordunuz, fakat artik bunun ne anlama geldigini, yani cinsel temasin bos oldugunu, bir betimlemeler takimiyla yerinin doldurulamayacagini biliyorsunuz. Belki de bu, deger biçilmesi gereken bir durumdur. Adet oldugu üzere gizli oda’dan biri çikar (ve gene de, genç ve kaynaktan yoksunken ‘dista kaldigimizda’ böyle bir durumla ne kadar sik karsilasabiliriz?); hal böyle olunca, evet, gizli odanin disindayizdir, peki ama neyin içine dogru; yeni sinirsiz, uçsuz bucaksiz uzamsallik neye benzer; odaya mi, çalisma odasina mi, çatiya mi, bodruma mi,eve mi, bara mi, üniversiteye mi, kapisi -;Kafka’nin kapisi gibi- hiç görünmeyen bir aydinlik ve taze hava beklentisi doguran yeni bir çite mi? Tuhaf durumdur ki, bu beklentiyi doguran da yarattigi hayal kirikligini garanti eden de bu gizli oda figürüdür. Çünkü, ‘dista’ olmak, her zaman belli bir ölçüde içte olmaya baglidir; anlamina ancak bu kutupluluk içinde kavusur. Dolayisiyla ‘dista’ olmak, kendini ‘içte’ olarak muhafaza etmek amaciyla gizli odayi tekrar tekrar üretmek zorundadir. Bu anlamiyla distalik, ancak yeni bir gayri-seffaflik meydana getirebilir; gizli oda da, tanimi geregi hiçbir zaman ortya çikamayacak olan bir söylem vaadini yaratir. ‘Açiga çikma’ eyleminin dogurdugu ‘gaylik’ söyleminin bu sekilde sonsuza degin ertelenmesine yas tutmak mi gerekir? Yoksai tam da terimin, sürekli kontrol altinda tutulamayacak –asla kontrol edilemeyecek- bir hayatiyet kazanmasindan dolayi, ‘gösterilen’in böylece ertelenmesi degerli mi görülmelidir?
‘Lezbiyen’ ve ‘gay’in sundugu hiçbir seffaflik ya da tam ifsaat bulunmadigi halde, bu zorunlu hatalardan ya da kategori yanlislarindan yararlanip, (Gayatri Spivak’in deyimiyle dogru bir ismi yanlis kullanarak) baski altindaki bir siyasal özü bir araya toplayip temsil edecek bir siyasal buyrugun varligindan söz edilebilecegini ileri sürmek güya hala mümkündür. Besbellidir ki, bu terimin kullanilmasina karsi bir yasa çikaracak degilim. Benim sorum basitçe söyledir: ‘Kimlik’in araçsal kullanimlarini düzenleyici buyruklar haline getirmeyecek sekilde hangi kullanim yasa gücüne kavusacaktir ve yasa ile kullanim arasinda nasil bir etkilesim sözkonusu olacaktir? Eger ‘lezbiyen kadinlarin’ ve ‘gay erkeklerin’ geleneksel olarak gerçek olmasi imkansiz kimlikler, siniflandirma hatalari, hukuksal-tibbi söylemler içindeki dogal olmayan felaketler ya da –muhtemelen ayni kapiya çikmak üzere- siniflandirilmasi, düzenlenmesi, kontrol altina alinmasi gereken paradigma olarak adlandirilmis olduklari zaten dogruysa, öyleyse bu hata, karisiklik ve dert yuvalarinin, siniflandirmaya ve genel haliyle kimlige karsi belli bir direnisin sergilenecegi bulusma noktalari olmalari da pekala mümkündür.
Sorun lezbiyen ya da gay ketegorisini taniyip tanimamak degil, tam tersine, niçin bu kategorinin bu ‘etik’ seçimin yerine geldigidir. Bunun anlami, kendi özgünlügü ve tutarliligiancak bir dizi önsel redle muhafaza edilen bir kategoriyitanimak midir? Dolayisiyla buradan hareketle ‘açiga çikma’nin tanimamanin taninmasina dönüstügünü, yani, bir kaçis kisvesi altinda gizli odaya geri döndügünü söyleyebilir miyiz? Keza, sözkonusu kategoriyle taninmayan, heteroseksüellik ya da biseksüellik gibi bir sey degil, bu kategoriler arasinda kalip, her biri esit derecede zanlinin apayriligini saglayan bir dizi özdeslestirici ve pratik geçistir. Homoseksüel pratik içinde heteroseksüel özdeslikler ve amaçlari, heteroseksüel pratikler içinde de homoseksüel özdeslikler ve amaçlari koruyup onlarin pesini sürmek mümkün degil midir? Eger cinsellik açiga vurulacaksa, onun anlaminin dogru belirleyeni olarak neyi aliriz; fantezi çerçevesini mi, anatomiyi mi? Ve eger pratik bütün bu ögelerin karmasik derecede karsilikli etkilesimlerini kapsiyorsa, bu erotik boyutlardan hangisi, onlarin hepsini birden gerekli kilan cinselligi temsil etmeye baslayacaktir? Lezbiyen teorinin aydinlatmasi gereken sey, bir lezbiyen deneyim ya da bir lezbiyen arzu ya da lezbiyen cinselligin özgüllügümüdür?
Bu çabalarin ortaya çikarip çikarabildigi tek sey, simdiye kadar, lezbiyenler arasinda kendiliginden ortak olan hiçbir öge bulunmadigini (herhalde hepimizin, homofobikligin nasil kadinlarin aleyhine isledigine – üstelik o zaman bile, kullanacagimiz dil ve analiz farkli bir içerik kazanacak olmasina ragmen- dair birseyler biliyor olmasi disinda) açikliga kavusturmus olmasi gereken bir dizi tartisma ve itirazdir.
Lezbiyen cinsellikte bir özgüllük bulunabilecegini ileri sürmek, lezbiyen cinselligin bir vakitler heteroseksüellikten ibaret oldugunu iddia etmeye mecbur bir karsi sav gibidir. Fakar belki de, lezbiyenlik adina bir yandan bu bu özgüllük iddiasi, öbür yandan lezbiyenligin türevsel nitelikte oldugu ya da hiç var olmadigi iddiasi, göründükleri kadar birbirleriyle çelismiyorlardir. Lezbiyen cinselligin, karsi koyup direndigi iktidar alanalarini yeniden kuran, kismi ölçüde, yerinden etmeye ugrastigi heteroseksüel matristen tesekkül eden, özgüllügün bu yeniden kurmanin veya tekrarlamanin disinda ya da ötesinde degil, bu yeniden kurma kipligi ve onun etkilerine çatilmasi gereken bir süreç olmasi mümkün degil midir? Baska bir ifadeyle, lezbiyenligi bir sahte ya da kötü kopya olarak gösteren negatif kurgular, heteroseksüel öncelik iddialarini tartismaya açacak sekilde yerlestirilebilir ve yeniden islenebilir.
Bir anlamiyla ben elinizdeki metnin daha sonraki bölümlerinde, lezbiyen cinselligin “heteroseksüellikten tüemis olma niteligi”ni hegemonik heteroseksüel normlari yerinden etmeye yarayacak sekilde yeni bir zenime oturtmanin anlasilabilecegini açik bie sekilde gözler önüne sermeyi umuyorum. Meseleyi bu sekilde kavradigimizda ortaya çikan siyasal sorun, lezbiyen cinselligin türevsel niteligi üzerindeki ve karsisindaki özgüllügünü teslim etmek degil, homofobik içerikteki kötü kopya kurgusunu, heteroseksüelligi köken itibariyle ayricalikli bir konuma oturtan, bu suretle homoseksüelligi heteroseksüellikten ‘türeten’ çerçevenin karsisina çikarmak olacaktir. Bu tanim, taklidin, travestinin yeni bir isikta degerlendirilmesini ve ayrica, kismen hem tekrarlamaya hem de karsi durmaya zorlandigi güç matrisi içinde meydana gelen bir lezbiyen cinselligin içsel karmasikligini olumlayan baska cinsel geçis formlarinin yeniden ele alinmasini gerektirmektedir.
Agore Feminist Kitaplik Serisi- Taklit Ve toplumsal Cinsiteye Karsi Durma kitabindan alintilanmistir.
|