KATEGORİLER:

-------------------------------------------------------------------
Anti-militarizm Sorumluluktur


 Anti-militarizm Sorumluluktur


"anti-militarizmin anlami, salt bir savas ve siddet karsitliginda degil bir tahakküm biçiminin elestirilmesi ve reddedilmesinde bulunmalidir. Bu tahakküm biçiminin militarist devlet formunda cisimlestigi göz önüne alinirsa, anti-militarizm kapitalizmin yarattigi güç tekeli olarak devlet ve egemenlik formunun reddidir. Çünkü militarizm yalnizca ordulara ait bir nitelik degil, tersine bu ordulari egemenliginin temel tasiyicisi ve devam ettiricisi olarak tesis eden bir sistem ve düzenin niteligidir.
Teknik ve araçsal akil temelinde tesis edilen modern devletin temel niteligidir militarizm ve modern devlet, kapitalizmin düzen ilkesine göre kurumsallastirilmistir"... (Birikim Dergisi Temmuz-2006 sayisinin dosya konusu "Anti-Militarizm ve Vicdani Ret" idi. Bu kösede bir süreligine bu dosyada yer alan yazilara yer verecegiz....)
Kapitalizmin askeri güç esliginde hegemonik bir sistemin yönetimi altinda ve bir savas formunda yayilmasinin en yikici sonuçlarina tanik olunan bir zamanin çocuklari, bu yikima karsi durmanin zeminini ararken genellikle anti-militarizmi merkezi ekseni yapan alternatif hareketler arayisindalar. Anti-militarist tavrin, neo-liberal yayilmaya karsi politik bir direnme alani yaratma çabasinin anlami ve içerigini sorgulamak, dogrudan anti-militarizmin salt bir karsi tavir/durustan fazla bir sey, bizzat bir politika olup olamayacagini da sorgulamak olacaktir.
Bugün daha çok uluslar-üstü bir savas politikasina karsi çikista ve “savasa hayir” sloganinda cisimlesen, bu savasin ya da tüm savaslarin elemani olmayi reddedenlerin ortaya koyduklari “vicdani ret” ve “sivil itaatsizlik” eylemleriyle kamusal alanda görünür kilinmaya çalisilan anti-militarizmin politik hedefi, militarizmin politik hedefinin ilgasinda sakli olsa gerek. O halde anti-militarizmin bir politika olup olamayacagini tartismak, öncelikle militarizmin ne türden bir politika oldugunun anlasilmasini gerektirir. Çünkü anti-militarizm esasta kapitalizm ve emperyalizme karsi güçlü bir elestiri araciligiyla ortaya konulmus olan ve güce dayali egemenlik sisteminin reddi anlamina gelen bir harekettir. Baska deyisle anti-militarizmin anlami, salt bir savas ve siddet karsitliginda degil bir tahakküm biçiminin elestirilmesi ve reddedilmesinde bulunmalidir. Bu tahakküm biçiminin militarist devlet formunda cisimlestigi göz önüne alinirsa, anti-militarizm kapitalizmin yarattigi güç tekeli olarak devlet ve egemenlik formunun reddidir. Çünkü militarizm yalnizca ordulara ait bir nitelik degil, tersine bu ordulari egemenliginin temel tasiyicisi ve devam ettiricisi olarak tesis eden bir sistem ve düzenin niteligidir.
Teknik ve araçsal akil temelinde tesis edilen modern devletin temel niteligidir militarizm ve modern devlet, kapitalizmin düzen ilkesine göre kurumsallastirilmistir. Bu düzen, içinde yer alacak tüm ögelerin yerinin ve islevinin belirlendigi, dolayisiyla toplumun üyelerinin her birinin düzenin bir parçasi olarak islemesinin saglandigi bir kontrol düzenidir. Insanlar arasi bagintinin, insanlara ait bir nitelikten degil, onlari bir düzen içinde bir arada tutan kontrol sisteminden kaynaklandigi bu modern devlet yapisinin esasi, niteligi bakimindan aynilastirilmis, islevleri bakimindan farklilastirilmis insan toplulugunu güç ve zor altinda bir arada tutmak ve zoru, güvenlik ve baris adina mesrulastirmaktir. Böylece devlet, bir yandan düzene uygun insani biçimlendirme araçlarini, diger yandan da bu düzeni muhafaza edecek aygitlari içinde tasiyan örgütlü bir güç olarak kurumsallasir.
Modern devletin nesnesi olarak yapilandirilmis olan toplumsalligin niteligi, devletin varlik nedeniyle biçimlenmistir. Toplumsalligi islevsel bir biraradalik olarak tanimlayan modern devletin toplumsal üyeleri, bir düzen içinde yasayabilmelerinin kosulu olarak, devletçe tasinan düzen ilkesine uymak, itaat etmek zorundadirlar. Bu toplumsallik, bir itaat iliskisinin gerektirdigi ödev ve sorumluluk agidir; düzenin gerektirdigi normatif yapi altinda herkesin ödevleri ve sorumluluklari belirlenmis olan bir yapidir. Hak ve yetkilerin yerine getirilecek isleve uygun olarak dagitildigi bu hiyerarsik disiplin toplumunun temel niteligi, o halde, militarizmin temel niteligiyle örtüsmekte, daha dogrusu modern toplumsal düzen askeri bir düzene referansla kurulmus görülmektedir. Bu durumda, modern güç devleti, bizzat militarizmdir.
Militarizmin mantigina göre düzenlenmis bu devlet ve toplumsallik yapisinin, toplumsal güçlerin karsi çikis ve direnisleriyle önemli kirilmalara ugratildigi asikar. Ancak bu devlet mantigini talep eden kapitalizmin varligini giderek daha siddetli bir yayilmacilikla sürdürdügü de asikar. Bugün militarizm, hem emperyalizmin yayilma kipinde hem de devletler arasi iliskide içkindir. Çünkü hem emperyalizmin mevcut yayilma politikasina hem de devletler arasi politikaya egemen olan iki kavram var: Korku ve kontrol. Militarizmi var eden sey, modern devletin kurucu idesi, korku kavraminda temellenen güvenlik talebiydi. Bu nedenle militarizm, korkunun içsellestirilmesi demektir; ancak korku sürekli kilindiginda militarizm varligini sürdürebilir. Bu nedenle sistemin bekasi için korkuyu canli tutmak ve sürekli yeni bir düsman tanimlanmak zorundadir. Mevcut dünya hali, tam da bu korkunun sürekliligi ve hatta korkunun yükseltilmesi halidir.
Tekrar söyleyelim, yalnizca savaslarda açiga çikan bir nitelik, ordularin egemen oldugu hallerde açiga çikan bir nitelik degil militarizm. Militarizm teknigin egemen oldugu, aklin araçsallastirildigi, insanlarin tek biçimli bir aynilastirilmaya ugratildigi, dolayisiyla insanlarin eylemlerinin kendi yargilama/düsünme yetileriyle degil, bir düzen mantiginin kural koyuculuguyla belirlendigi bir yasam biçimini düzenlemedir. Bu düzenleme siddet, zor, baski, manipülasyon ve tahakküm araciligiyla gerçeklesir. Böyle bir düzen içinde hiçbir sey, otonom, bagimsiz bir varliga sahip olamaz; çünkü sistemin parçasi olmak disinda bir anlami ya da niteligi olmadigi, her bir varlik anlamini sistemin mantigindan aldigi için, herkesin iradesi bu iradeleri düzenleyen ilkenin belirlenimindedir.
Militarizmin neye isaret ettigi ve niteliklerinin ne olduguna iliskin ortaya konulan bu tanimlamalarin ilk sonucu, militarizme karsi olmanin yukarida betimlenmeye çalisilan insanlik halinin devamina karsi olmak anlamina geldigidir. Gerçekten de, eger insanlik halini, korku, tahakküm ve baski altinda yasamak olarak degil de, dayanisma, özgürlük hali olarak degistirmek için, militarizme top yekun bir karsi çikis gerekir. Baska deyisle insan olmayi, boyun egme, itaat etme, bir sistemin salt bir ögesi olma nitelikleriyle tanimlamiyor, kendi özgürlügünü nesnellestirme akil ve iradesine sahip bir varolus olarak tanimliyorsak, militarizme karsi çikmak özgürlük adina bir sorumluluktur. Çünkü, korkunun egemen oldugu, ortak yasami belirleyenin güç ve kontrol oldugu, bu nedenle siddetin tüm formlariyla insanlar arasi iliskiye yayildigi bir toplumsalliktan farkli türde bir biraradalik için militarizme karsi çikmak zorundayiz. Bu zorunluluktan dolayi anti-militarizm sorumluluktur.
Anti-militarizm bir tahakküm sisteminin reddi ve degistirilme talebi anlamina gelmesi bakimindan politik bir sorumluluktur. Ayni zamanda bir insan olma halinin savunulmasi ve korunmasi talebi olarak anti- militarizm ahlaksal bir sorumluluktur. Baska deyisle, düzenleme, idare etme anlamindaki bir politika olarak militarizme karsi çikmak, politikanin anlamini degistirmeyi gerektireceginden politik bir bakis açisidir; bu karsi çikista dayanak olacak olan insan olma tanimindan kaynaklanacak insanlik degerini eylemin ilkesi yapmak bakimindan ise ahlaksal bir bakis açisidir. Bu ahlakin, anti-militarizmin bir politika olarak içinde tasimasi gereken bir ahlak oldugunu, bir direnme ahlaki oldugunu da hemen belirtelim.
Militarizm, bir korku rejimi oldugu için, insanlar arasi iliskiyi dost-düsman kavramlariyla kategorize ederek insanlarin bir grubunun baska insan topluluklarinin yok edilmesini onaylamasini, mesrulastirilmasini saglayacak, hatta bu yok etmeye bizzat katilmasini, degilse de bu yok edisi seyretmesini saglayacak biçimlendirilmis bir zihin durumunu yarattigindan, anti-militarizm bu insanlik disi insanlik haline karsi çikmak anlamina geldiginden politik bir sorumluluktur. Bu sorumluluk, militarizmin egemen olmadigi bir dünya kurma iradesini yaratma sorumlulugudur. Dost-düsman kategorileriyle biçimlendirilen homojen bir toplum yaratma ve bu toplumu her türlü baska olana karsi bir korku ile besleme isleminin ideolojik çerçevesi milliyetçilikle saglanir. Milliyetçilik, militarist bir devlet örgütlenmesi altinda “bütünlestirilen”, karakterini ve kimligini devletin tasidigi ve vazettigi hakikatten alan toplumlarin baska olana, aynilasmamis olana, farklilik taleplerine karsi dislama, reddetme ve giderek yok etme tavrini içsellestirmesini saglayan bir ideolojik çerçeve olmasi bakimindan, militarizmin ideolojisidir. Ulusal, irksal, kültürel öz tanimlarina dayali milliyetçiliklere, dünya ölçeginde bir refah milliyetçiliginin de eklendigi göz önüne alinirsa, neo-liberal yayilmaci politikanin özü geregi milliyetçi oldugu ve her türlü milliyetçiligi militarist bir dünya düzeni için destekleyecegi açik olur. O halde anti-militarizm zorunlu olarak anti-milliyetçiliktir ve hatta milliyetçi ideolojiyi var kilan her türlü özcü politikanin reddidir.
Militarizm, teknigin egemen oldugu, siddet ve zor araciligiyla saglanan bir kontrol/güç düzeni olduguna, elestirel akli yok eden teknik, araçsal, hesaplayici bir aklin hegemonyasi olduguna, bu teknik karsisinda insansal iradeyi hiçlestiren bir yapi olduguna göre, aslinda iradesizlestirilmis insanlarin üstünde bir egemenlik, tahakkümdür. Iradesizlesmis insanin, eylemlerini buyruk ve görevlerin belirledigi insanin, düsünme yetenegi de ortadan kaldirilmistir. Kitle toplumu adi verilen bu bir modele göre biçimlendirilmis ve eylem ilkesini kendi düsünme etkinligiyle tesis edemeyen, böylece temel niteligi, uyma ve itaat olan insana özgürlügünü, iradesini geri verme, militarizmin temsil ettigi politik “kötü”yü ortadan kaldirmakla mümkündür. Bunun için aslinda insanin iradesini geri kazanma mücadelesine girmesi, politik alani söz, konusma ve kendi özgürlügünü gerçeklestirecek eylem alani olarak yeniden kurmasiyla mümkündür. Anti-militarizm, bu türden bir politik alanin kurulma iradesi olarak kendisini ortaya koydugunda kendisini bir politika olarak sunabilir. Bu anlamda, politikaya gerçek içerigini kazandirma yönelimini içermesi bakimindan, anti-militarizm özgürlük alani olarak politika için bir sorumluluktur.
Siddet tekeli olarak modern devletin özü geregi militarist oldugunu hatirlayalim. Öyleyse, devlet devlet olmak bakimindan militarizmin tasiyicisidir ve devletin var oldugu her yerde militarizm egemendir. Bunu kapitalizmin ilgasina dayali devlet projelerinde de açikça gördük. Sosyalist devlet de aynilastirma, “bir” yapma modeliyle kurumsallastiginda, sosyalist iktidarin sembolü “Kizil Ordu” oldu, sosyalist gücün gösterisi, meydanlarda ordunun tüm teknik donanimi ve gücüyle boy göstermesi oldu. Sosyalist devlet de sosyalist toplumu mevcut ve mümkün düsmanlara karsi farkli türden bir ideolojik milliyetçilikle biçimlendirdi ve devletin yok edici, yikici etkinlikleri bu milliyetçilikle mesrulastirildi. O halde sorun, güç kavramindan kaynaklaniyor. Gücü egemen yapmak, gücün tahakkümüne yol açiyor; teknik gücün insansal eylemler karsisindaki güçlülügü, insansal eylem alanini yikiyor. Böylece devlet, her türünde, gücün sahibi olarak, kontrol eden, tahakküm eden, militarist bir yapi olarak karsimiza çikiyor. Anti militarizm, bu tür bir güç odaginin reddidir; gücün egemenliginin reddidir; devletlerin ve onlarin güç sembollerinin reddidir. Anti-militarizm özü geregi enter-nasyonalisttir ya da baska türlü söylersek anti-militarizm için vatan dünyadir. Bu nedenle anti-militarizm, dünyayi devletler arasi bir güç, strateji ve denge oyunu alani olmaktan çikarmaya, dünyayi insansal özgürlügün nesnellesme alani olarak kurmaya yönelik bir sorumluluktur.
“Baska bir dünya mümkündür!” sloganinda cisimlesen ve gerçekte dünyaya karsi sorumluluk ilkesiyle temellenen anti-militarist politik sorumlulugun, dogrudan farkli bir politika arayisinin tasimasi gereken sorumluluk oldugu açiktir. Sorumluluk kavrami her zaman ayni zamanda ahlaksal bir içerik de tasir. Çünkü elestirel aklin kilavuzlugunda ortaya konulan bu politik sorumluluk yalnizca bir bilinç edimiyle degil, vicdan edimleriyle de görünür kilinmalidir. Aslinda vicdan, bir yandan kisinin tek basinaligi içinde kalmasina yol açabilecek, dünyaya karsi hiçbir sorumluluk tasimadan kendi vicdaninin temizligiyle yetinilmesine yol açabilecek a-politik bir ahlaksal dayanak da olabilir. Ancak, anti-militarist bir bakis açisinin dünyaya iliskin sahip oldugu deger, vicdanlarin da degeri oldugunda, vicdan farkindalikla, bilinçle beraber yürür; bu durumda vicdan kisinin kendisine kapanmasina degil, tersine tüm kötülüklere karsi durmasina sevk eden bir ahlaksal güç haline gelir. Bugün vicdani reddin, militarizmin üyesi olmayi reddetmenin anlami buradadir. Vicdani ret eylemleri, militarizmin çiplak siddet ve zorunun teshir edildigi eylemler olarak okunabilir ve bu eylemler araciligiyla militarizme iliskin kamusal bir tartismanin ortaya konulma çabalari da bunun bir göstergesidir. Vicdani reddin bir hak olarak kabulü konusunda ortaya konulan mücadeleler, gerçekte militarizmin zayiflatilmasi, ortadan kaldirilmasi mücadeleleri degil midir? Çünkü asker olmayi reddetme, yanlica savasmayi, siddeti reddetme degil, hiçlestirilmeyi, itaat eri yapilmayi, iradesizlestirilmeyi ve bagimsiz düsünme yeteneginin elinden alinmasini reddetmedir. Ayrica, vicdani ret eylemleri, militarizme karsi, güç tekeline karsi direnme alanlarinin yaratilmasi ve çogaltilmasi için önemli dayanisma aglari yaratmak bakimindan da önemlidir. O halde, vicdani ret eylemleriyle dayanismak, anti-militarizm geregi bir ahlaksal sorumluluktur.
Militarizm, bir itaat düzeni oldugundan, itaat etmeme dogrudan militarist düzenin reddi anlamina gelir. Vicdani reddin içerdigi bu itaat etmeme tavri, sivil itaatsizlik olarak adlandirilan bu tavir, bireyin vicdani geregi otoriteye boyun egmeme tavri, otoritenin kontrol gücünün disinda kalan alanlar yaratmasi bakimindan degerlidir. Gücün kontrol edemedigini, boyun egmemeyi, itaati saglayamadigini göstermek, gücün kontrolünden çikilabilecegini göstermek anlamina da gelebilecek olan bu sivil itaatsizlik tavrinin, ahlaksal bir tavir olmakla kalmayip politik bir eylem olarak tanimlanabilmesi için Etienne Balibar, “yurttas itaatsizligi”ni - civic itaatsizlik- öneriyor.(2)
Sivil itaatsizlikten farkli olarak, vicdanin degil toplumsal ve politik sorumlulugun harekete geçirdigi bu itaatsizlik, Balibar tarafindan “devlete boyun egmeme konusunda kamusal bir inisiyatifle kendi yurttasliklarini yeniden yaratan yurttaslar”in (3) itaatsizligi olarak tanimlaniyor. Adil olmayan, dolayisiyla mesru olmayan her türlü yasa, devlet eylemine karsi kamusal bir direnis olarak tanimlanabilecek olan bu itaatsizlik, bu yasa ya da eylemin kamusal reddiyle ve bu reddin ilaniyla mümkündür. Devletin her türlü yok edici, yikici eylemine karsi kamusal bir direnç olusmasi, kamunun direnme hakkini kullanmasi, yok edici, yikici devlet eyleminin yöneldigi insanlara karsi bir sorumluluktur; adil olmayan bir yasanin zor yoluyla tahakkümünün engellenmesi için kamusal bir inisiyatif gelistirmek demokrasi için bir sorumluluktur. O halde, yurttas itaatsizligi, yurttas olmanin olmazsa olmaz kosulu olan politik sorumlulugun geregidir. Politik sorumluluk, kisinin kendisini kolektif bir varolus içinde tanimladigi yurttas olma halinin içerigidir; çünkü kolektif var olus tüm digerlerini hesaba katma, digerleriyle karsilikli bir bag içinde olma hali oldugundan, yurttas olmak müsterek yasam kipine, dolayisiyla adalet için sorumlu olmak anlamina gelir. Adalet, zor, baski, tahakkümün ortadan kaldirilmasi ve özgürlügün kabul edilmesi talebidir. Yurttas olmanin yeniden yaratilmasinin anlami buradadir: Yurttaslarin devletin zor, baski ve tahakkümüne direnmeleri, bir yurttas itaatsizligi inisiyatifi ortaya koymalari, kötülügün siradanlastirilmasini engellemek içindir ve bu politik sorumluluktur.
Görülüyor ki, anti-militarizmin talep ettigi sorumluluk ahlaksal bir sorumlulugun ötesine geçmeli ve dünyaya karsi sorumluluk idesinde temellenen politik bir sorumluluk olarak tanimlanmalidir. Çünkü “Bu dünyadan gitmek zorunda kalacagimiz gün, arkamizda daha iyi bir dünya birakmak, iyi bir insan olmus olmaktan daha önemli olacaktir.”(4)



Nilgün Toker

(1) Bu ifadeyi militarizme karsi yazi ve konusmalarinda sikça kullanan Taha Parla’dan ödünç aldim. Ayrica bunun niye ve ne türden bir sorumluluk oldugunu düsünme ihtiyacini da kendisine borçluyum.
(2) Bkz. Balibar E., Droit de cité, Ed. de Aubé, 1997, ss.17-23
(3) a.g.e., s.17
(4) Arendt H., Vies politiques, Gallimard, Paris, 1974, ss.227-228

birikim dergisi temmuz 2006