Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  Forumu AraArama  YardımYardım
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Post Feminizm
 Lilith Kolektifi : Post Feminizm
Konu Konu: Kadinin Kisa Tarihçesi Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Mesaj << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
Semsi
Üye
Üye


Kayıt Tarihi: 22-Subat-2008
Ülke: Almanya
Gönderilenler: 1
Gönderen: 22-Subat-2008 Saat 15:40 | Kayıtlı IP Alıntı Semsi

Kadinin Kisa Tarihçesi

Agir sanayinin baslamasiyla birlikte ucuz isgücü olarak kibar köleligin lütfu kadin kesfedildi. Hiçbir sosyal ve çalisma güvencesi olmadan günde on iki saatten fazla çalisan kirk binin üzerinde kadin, tarihte ilk defa 8 Mart 1857’de bu haksizligi bir mitingle protesto etti. O andan baslayan kadin hareketi, kadinin kendine karsi güveni ve siyasal kimliginin belirginlesmesinde en önemli etken oldu. 1910’da Kopenhag’ta gerçeklesen “II. Enternasyonal” toplantisinda alinan “8 Mart Dünya Kadinlar Günü”nü kararini Birlesmis Milletler 1975’te “Evrensel Kadin Günü” ilan etti.

Prima (ilk) toplumlar anaerkildi. Tanri degil; Tanriçalar vardi. Her seyin tek oldugu mutlak gerçek monist dinler kadini karanlik bir dünyanin içine itti. Satilan, satin alinan bir sehvet metasi oldu. Kadinin bu benligi erkek iktidari peygamberler tarafindan parçalanarak, kurduklari sistemin kölesi yapti. Ilk monist dinlerin monifestosu sayilan Tevrat’ta: “Fakat bu sey, genç kadinda kizlik nisanlari bulunmadigi (bekaret) hakikatsa; o zaman genç kadini babasinin evinin kapisina çikaracaklar, ve sehrinin adamlari onu tasla taslayacaklar, ve ölecek, çünkü babasinin evinde zina etmis olmakla Israil’de alçaklik etmistir; ve aranizdan kötülügü kaldiracaksin” deniyordu;Tesniye XXII, 21,22. Eger genç bir kiz, kizlik zarini yitirmisse, Musa’nin kurdugu dinin adaleti buydu. Kaldi ki herhangi bir darebeden hemen yirtilmayan, yarim ay gibi bir çok kizlik zari vardi. Hatta anneden dogma kizlik zari olmayan kiz çocuklari vardi, var.

Ikinci büyük din olan Hiristiyanligin kutsal kitabi Incil’deyse; “Sunu bilmenizi istiyorum. Her erkegin basi Mesihtir. Kadinin basi erkektir. Mesih’in basi Tanri’dir. Basi örtülü olarak dua ya da peygamperlik eden her erkek, basinin sayginligini hiçe indirir. Öte yandan, basi örtülmemis dua ya da pergamberlik eden her kadin basinin sayginligini hiçe indirir. Böyle davrananla basini tiras eden arasinda hiçbir ayrim yoktur. Kadin basini örtmeyecekse, saçlarini da kessin! Madem kadinin saçlarini kesmesi ya da tras etmesi sayginligini hiçe indirgiyor, basini örtmesi zorunludur. Ama erkek basini örtmemeli. Çünkü o Tanri’nin benzeri ve yüceligiyidi. Oysa kadin erkegin yüceligidir. Çünkü erkek kadinda olusmadi, ama kadin erkekten olustu. Üstelik erkek kadin için yaratilmadi, ama kadin erkek için yaratildi. Iste bu nedenle, kadinin basi üzerinde bir yetki bulundugu belgeleyen bir simegeye gerekçe vardir. Melekler yüzündedir bu. Kaldi ki Rab bagliliginda kadin erkekten, erkek de kadindan ayri sirada düsünülemez. Çünkü kadin erkekten olustugu gibi erkek de kadindan dogar. Ama hersey Tanri’dan olusur.” I Korintoslulara Mektup 11; 3-12 Daha sonra kilise babalari kadinlarin cinsel iliski esnasinda zevk (orgazm) olmalari dinen caiz olmadigini; tersine yasak oldugunu açikladilar. Öneri olarak da “bacaklarinizi açin o an da sadece büyük Britanya’yi düsünün.”

Kuran’da ise; “Allah’in insanlardan bir kismini digerlerine üstün kilmasi sebebiyle ve erkekler mallarindan harcama yaptiklari için erkekler kadinlarin yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için Salihe kadinlar ittatkardir. Allah’in kendilerini korumasina karsilik gizlinin (kimse görmese de namuslarini) koruyucusudurlar. Baskaldirmasindan endise ettiginiz kadinlara ögüt verin, onlari yataklarda yalniz birakin ve dövün. Eger size itaat ederlerse artik onlarin aleyhine baska bir yol aramayin; Çünkü Allah yücedir, büyüktür” dneiyordu, Nisa Sürasi 34. Yine; “Zina eden kadin ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun.” Nur Süresi 2; “Zina eden kadinla da ancak zina eden veya müsrik (Allaha sirk kosan, kendini Allah sanan) olan bir kadindan baskasi ile evlenemez; zina eden veya müsrik olan erkekle evlenebilir. Bu, mü’münlere haram kilinmistir.” En-Nur Süresi 3; “Sana kadinlar ahalini sorarlar. De ki: O bir ezadir.” Bakara Süresi 222; “Kadinlar sizin için bir tarladir. Tarlaniza nasil dilerseniz öyle varin.” Bakara Süresi 223; “Ancak erkekler için kadinlar üzerinde bir üstünlük payi vardir.” Bakara Süresi 228; “Ey iman edenler! Öldürenler hakkinda size kisas yazildi. Hür hür, köleye köle, kadina kadin öldürülür.” Bakara Süresi 178; “...erkeklerinizden iki sahit gösterin. Eger iki erkek bulunmazsa riza göstereceginiz sahitlerden olmak sartiyla bir erkek iki kadin gösterin...” Bakara Süresi 282, vb.

Tarih dedik de, erkegin düsünce tarihine baktigimiz zaman kadina karsi bakisi monist dinlerden farkli olmuyor. Metafizigin babasi Aristoteles, kadinin eksik yaratildigina, ruhunun olmadigina inaniyordu. Kant, kadinlarin aklinin erkeklerinki kadar olmadigindan, Fichte de duygularinin yetersizliginden bahsediyordu. Nietzsche, Zerdüst Böyle Buyurdu'da; “Uzun zaman zorba sakladi kendini kadinda. Onun için o sadece aski bilir, sevgiyi degil“ diyordu. Nietzsche ihtimal ki hakli! Bu itikat-i durumu, Jung’un arketiplerine havale ediyoruz.


Ilk çaglarda kadinlar felesefeyle meslek olarak ugrasiyorlardi. Bu Rönesans’a kadar devam ediyor. Rönesans, kadinin düsünce dünyasinda bir duraklama dönemi yasatiyor. Kadin felsefe sayfasindan çekiliyor.
Ilk çaglarda kadinlar antropoloji, ahlak ve mistik-metafizik alanlarda ugrastilar. Rasyonal felsefeye pek ilgi duymadilar denilebilir. Söyle kisa bir kronoloji yapacak olursak, saniyorum ilk kadin filozof ve kurban Iyokia‘dir. Pytagoros felsefeyi Delpi rahibesi Themitoklea’dan ögrenmisti. Ayni zamada ögrencilerinin çogu kadindi. Platon’un büyük ustasi Sokrates’e lütfettigi diyaloglar yöntemi, Miletli Aspasia’nin yöntemidir. Yine Sokrates’in kadin ögretmeni Diotima. Kynik ve Kyrene okullarinda Iskenderiyeli bir kadin kurbani daha, Hyptia.

Sokrates, zehir içirilerek öldürüldü. Hallaç, derisi yüzülerek öldürüldü. 1431’de Iyokia gibi Johanna da, Fransa’da odun yiginin üzerine konularak yakildi. Sonra 1920’de Protestan Kilisesi tarafindan kendisine kutsiyet ünvani verildi. Felsefe denemeleriyle ünlü Theresa von Avilo, düsünceleriyle Leibniz’i esinleten Anne Convay, sosyalist manifestonun metin yazari Flora Tristan. Yüzyilimizda Schopenhauer felsefesi ve gözlemci psikoloji alaninda ünlü Lou Andreas Solomê. Radyoaktiviteyi buldugu için Nobel Fizik Ödülü’nü, radyum alaninda da Nobel Kimya Ödülü’nü alan Maria Curi. Insan beynini analitik bilimsel yöntemle inceleyen ve fizyoloji, Tip Nobel Ödülü sahibi olan Rita Levi-Mantalcini. Totalitarizmi, anti-semitizm ve emperyalizm baglaminda arastiran felsefeci Hannah Arendt. Sair, yazar Ingeborg Bachmann. Yazar, denemeci Virginia Wolf. Kadinin toplumsal rolünü yeni bir bakis açisi ile inceleyen ve bir dönüm noktasinin temsilcisi, varolusçu Simone de Baeuvoir. Savas karsiti, yazar ve bir eylem kadini Kate Millet.

Ortadogu’da heterodoks bir hayat sürmeden önce köle olarak satilan Rabia Ell-Adaviya, özgürlügüne kavustuktan sonra insanlarin cehennemden korktuklari ve cennete girmeyi diledikleri için kendi iradesinin disinda Allaha inandiklarini söyleyecektir. Anadolu’da 12. yüzyilda Rum Bacilari ise (Baciyan-i Rum); “Zehra'nin nutkunu güzel dinleyin / Ey erenler, erler, dogrusunu söyleyin / Biz dogurmadik mi beyan eyleyin / Sizi irsad eden bu babalari“ diyorlardi. Bati’ya (Almanya’da) mistizmi tanitan Hildegard ile daha adini sayamadigimiz düsünce dünyasindaki yüzlerce kadin...

Günümüzdeki kadin baglaminda tartisilan Feminizm, 1960’li yillarda postmodernizm ile birlikte felsefesiz elesiri'yi baz alarak, siyasal kültürü yeniden sorgulayan bir akim oldu. Aslinda postmodernizm her ne kadar kendini mimaride somut olarak gösterse de, ayni zamanda siyasal-kütürel degerleri sorgulama çabasiydi da. Yani modernizmin içinde ölüme mahkum edilen, katledilip vitrine kaldirilan degerlerle, yeniyi ayaga kaldirma ya da geçmisle simdi arasindaki uyumsuzluklari giderme çabasi. Bu sarkiyi söyleyenler Flacx, Harding, Haraway, Jardine, Lyotard, Owens. Sarki sözleri: “Bir tek kapsamli adalet teorimiz yoktur, olamaz da. Aksine gerekli olan yalnizca `çesitliliklerin adalet’idir.“ Feminizm, postmodern bir varyant olarak aykiri bir uslanma; yani oturmus tutuculuga elestirel bir dünya görüsü. Ayni zamanda postmodernistlerle ayni ocaktalar. Modern mahremin kendi hakikati, tarihi, epistemoloji, siyasi, ahlaki yeniden sorgulamaya baslamasiyla birlikte, bu soyutlama dünyasindan (yasamin ölümsüz idesi) kadin da gereken payini aldi; felsefesiz felsefe olarak. Cinsiyetçiligi sorgulama ayni zamanda psikolojiyi, sosyolojiyi, tarihi, egitimi yeniden gözden geçirme geregi idi. Feministler, felsefeden ne kadar kaçsalar da ayni zamanda bir yasam felsefesi, bir yasam stili arayisi içindeler. Bu arayis toplumun genis kesimleri tarafindan benimsenmekte. Modernizmin bu açmazi insanlari yeni yasam biçimlerine zorluyor. Ortaçag’da din, Yakinçag’da milliyetçilik, cinsellige kara bir dönem yasatti. Cinsi azinliklar yok edildi; travestiler, transseksüeller, lezbiyenler, homoseksüeller yeniden kendi kimliklerine kavusmak istiyorlar.

1857’de baslayan bu mücadelenin uzun maratonundan sonra kadin; siyasal sistemin karar mekanizmalari dahil, toplumun her katmaninda, her kademesinde yerini almayi basarmakla kalmayip, günümüz siyasal iktidari, toplumu sekillendirmede ve yönlendirmede büyük etkisi oldu. Hatta günümüz erkek benliginin belirleyici ögesinin kadin oldugu her iki kesim tarafindan artik kabul edilmekte. Örnegin: Almanya’da 1970’lere kadar egitim alanda çalisan egitimcilerin hemen hepsi erkek iken, kiz çocuklarin basari orani yüzde yirmilerde; bugün bu tablo tamamen tersi bir seyir halindedir. Feminizm, siberfeminizm, postfeminizm gibi kadin hareketleri 1857’de baslayan bu mücadeleyi hala devam ettirmekte. Peki bütün bu çabalar kadina karsi yapilan kötülügü önleyebildi mi? Tabii ki hayir! Yapilan arastirmalara göre her üç kadindan biri siddete ugruyor; ABD’de her birbuçuk dakikada bir, bir kadina tecavüz ediliyor, vb.

Türkiye’de ise çocuklugumun geçtigi sehirde birçok kadinin askerler tarafindan tecavüze, iskenceye ugradigina bizzat kendim tanik oldum. Asker tarafindan tecavüze ugrayan kadinlar hakkinda dogru dürüst tek bir söz söylenmedi, tek bir dava açilmadi. Karisina, kizina yapilan bu igrenç kötülügü Dersimliler sadece çaresizlik içinde seyretti. Bunlardan birisi de kivremiz Yüce ailesiydi. Oglu Mehmet Yüce yurtdisina Arap ülklerine çalismaya gitmisti. (Geri dönen sadece cenazesi oldu.) Onun “Apocular”a katildigi dedikodusu yayilinca askerler ailenin üzerine bir karabasan gibi çöktüler. Puslu bir geceydi, evin her tarafi kusatilmis halde askerlerin eve girip çiktigini o gece gizlice seyretmistik. O günden sonra Mehmet Yüce’nin genç karisi Necla Yüce birçok askeri hastahanede, “cinsel temas”in olup olmadigini tespit etmek için defalarca muayenelerden, küfürlerden, hakaretlerden, iskencelerden geçti. Birkaç ay sonra ailenin nereye göç ettigini bilmez olduk. Kaldi ki bu iskencelere maruz kalan sadece Necla degildi ama bu sessizligi birisi bozdu. Hasan Cemal, Cumhuriyet gazetesinin 3 Eylül 1986 sayisinda “Cinsel Temas”in ahlaki ve insan iradesine yapilmis bu ihlali isleyince bir çok kadin haklari savunculari tarafindan konu kamouyuna duyrulmaya çalisildi. Kamouyuna olay duyrulunca ilin “en büyük” mülki amiri Vali Kenan Güven “Baska nasil takip edecektik? Bunu tespit etmek için kadini hastahaneye sevk etmeyecek miyiz?” diyerek devletin insanliga sigmaz bu terörünü, üstüne üstlük savunmaya kalkismisti.
                                              
                                       Kemal   B. Cemgil

Kaynaklar:

Marit Rullmann, die Pilosophinnen
Bernard Show, die heilige Johanna
Linder Salber, Lou Andreas Salomê
Nancy Fraser & Linda Nicholson
Culture and Society, C.5, No.2-3,






Yukarı Dön Göster Semsi's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: Semsi
 
underpurple
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 09-Aralik-2007
Gönderilenler: 171
Gönderen: 22-Subat-2008 Saat 22:36 | Kayıtlı IP Alıntı underpurple

Semsi, hosgeldin.Yazi için tesekkürler.

Tevrat,Incil ve Kuran'dan alintilinan örnekleri okurken,cocukken Tanri hakkinda hiç de yanilmamis oldugumu bir kez daha farkettim;Hep erkeklerden yanaydi;muhtemelen o da erkekti ve hiç de sanildigi kadar adil degildi...
Ursula 'dan bir alintiya da yer vermek istiyorum,Tanri'ya dair..

''Tanrisiz yasamayi ögrenmek uzun zaman aliyor;kimisi ise bunu hiç yapamiyor.Hiç tanri olmamasindansa yalanci bir Tanriyi tercih ediyorlar'' (Dünyanin dogum günü ve diger öyküler)

Yukarı Dön Göster underpurple's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: underpurple
 
noirviolet
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 11-Aralik-2007
Gönderilenler: 879
Gönderen: 22-Subat-2008 Saat 23:56 | Kayıtlı IP Alıntı noirviolet

ah ardadcim agzin dilin dert gormesin.. Ursula ninemin de tabii!

bkz. ben de dünlük de bunu solemistim..
biz o tanriyi terk edeli cok oldu diye..
tekrar etmiyeyim; bkz..


__________________
vahsi doga benim evim..
Yukarı Dön Göster noirviolet's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: noirviolet
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce Giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide