Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  Forumu AraArama  YardımYardım
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
DUYURU VE ETKİNLİKLER
 Lilith Kolektifi : DUYURU VE ETKİNLİKLER
Konu Konu: 5 No’lu Cezaevi / Prison No.5" depo’da Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Mesaj << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
noirviolet
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 11-Aralik-2007
Gönderilenler: 879
Gönderen: 03-Subat-2010 Saat 17:27 | Kayıtlı IP Alıntı noirviolet

SÖYLEŞİ
Small Hr
Murat Paker


“Diyarbakır Cezaevi (1980-83) ile yüzleşmek neden önemli?

Small Hr
Bilgi Üniversitesi, Psikoloji Böl.

1985’te Istanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olup bir süre
hekimlik yaptı. Bu sürede Boğaziçi Üniversitesi’nde
klinik psikoloji yüksek lisans eğitimini tamamladı.
1992’de aynı alanda doktora yapmak üzere New York’a, New
School for Social Research’e gitti. Bu üniversitedeki
doktora ve doktora-sonrası çalışmalarını 2000 yılında
tamamladı. 2005 yılında Türkiye’ye dönene kadar yine New
York’ta travma/işkence mağdurlarına psiko-sosyal hizmet
veren bir merkezde psikoterapist ve klinik direktör
olarak çalıştı. Halen Bilgi Üniversitesi Psikoloji
Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve aynı
bölümdeki klinik psikoloji yüksek lisans programının
direktörlüğünü yürütmektedir. Psikanaliz, travma,
psikoterapi ve bunların politikayla kesişimi temel ilgi
alanlarını oluşturmaktadir. Son on yılın kimi önemli
olayları üzerinden psiko-politik bir panorama sunan
kitabı Psiko-politik Yüzleşmeler, 2007’de Birikim
Yayınları’ndan çıktı. [www.muratpaker.com]
           
FİLM
Small Hr
5 No'lu Cezaevi

(Prison No. 5) Yön/Dir.: Çayan Demirel
2009, 97', Türkiye/Turkey

12 Eylül 1980 askerî darbesinden 1984 yılına kadar geçen
süreci, Diyarbakır Cezaevi’nde yaşayanlar ‘vahşet
yılları’ olarak tanımlıyor. Burada, insan aklının
tasavvur edemeyeceği işkence uygulamaları sonucu 32 kişi
yaşamını yitirmiş, yüzlerce insan sakat kalmış ve
binlerce hayatın seyri değişmiştir. Belgesel, bu yıllar
arasında uygulanan sistematik işkenceleri tanıkların
anlatımıyla aktarıyor.
* Antalya Altın Portakal Film Festivali En İyi Belgesel
Ödülü 2009
* SİYAD En İyi Belgesel Ödülü 2009

The period between the military coup on 12 September,1980
and the year 1984 is called the ‘ferocity period’ by the
convicts of Diyarbakır Prison. Here, due to unimaginable
torture and abuse, 32 people lost their lives, hundreds
were maimed and thousands of lives were changed
permanently. This documentary exposes the systematic
torture
* Antalya Golden Orange Film Festival Best Documentary
Award 2009 7
* SİYAD Best Documentary Award 2009

February 6th, 2010, Saturday 7:00 p.m.

With English subtitles.
(Discussion will be held in Turkish only.)

Film İngilizce altyazılı gösterilecektir.

FİLM
Small Hr
5 No'lu Cezaevi


(Prison No. 5) Yön/Dir.: Çayan Demirel
2009, 97', Türkiye/Turkey

12 Eylül 1980 askerî darbesinden 1984 yılına kadar geçen
süreci, Diyarbakır Cezaevi’nde yaşayanlar ‘vahşet
yılları’ olarak tanımlıyor. Burada, insan aklının
tasavvur edemeyeceği işkence uygulamaları sonucu 32 kişi
yaşamını yitirmiş, yüzlerce insan sakat kalmış ve
binlerce hayatın seyri değişmiştir. Belgesel, bu yıllar
arasında uygulanan sistematik işkenceleri tanıkların
anlatımıyla aktarıyor.
* Antalya Altın Portakal Film Festivali En İyi Belgesel
Ödülü 2009
* SİYAD En İyi Belgesel Ödülü 2009

The period between the military coup on 12 September,1980
and the year 1984 is called the ‘ferocity period’ by the
convicts of Diyarbakır Prison. Here, due to unimaginable
torture and abuse, 32 people lost their lives, hundreds
were maimed and thousands of lives were changed
permanently. This documentary exposes the systematic
torture
* Antalya Golden Orange Film Festival Best Documentary
Award 2009 7
* SİYAD Best Documentary Award 2009

February 6th, 2010, Saturday 7:00 p.m.

With English subtitles.
(Discussion will be held in Turkish only.)

Film İngilizce altyazılı gösterilecektir.

     

Adres: Tütün Deposu
Lüleci Hendek cad. No: 12 Tophane, İstanbul



__________________
vahsi doga benim evim..
Yukarı Dön Göster noirviolet's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: noirviolet
 
carpe diem
Üye
Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 08-Eylül-2009
Ülke: Turkiye
Gönderilenler: 18
Gönderen: 07-Subat-2010 Saat 15:58 | Kayıtlı IP Alıntı carpe diem

70'lerin çok okuyan, sorgulayan, özgürlükçü çiçek çocukları vardı. Spartacus'un "Zincirlerimizden başka kaybedecek neyimiz var?" sorusu onların kılavuzlarıydı. İnsanca yaşamak için sessiz kalmamaları gerektiğini biliyorlardı. Halk hareketleri, yürüyüşler; sahip olduklarının haksızca ellerinden alınmaması için başvurdukları demokratik yollardı. Sloganları net ve açıktı:“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine”

 

80'lere gelindiğinde düşünmek, sorgulamak artık daha büyük cezalara tabii beyin aktiviteleriydi. Sokağa çıkma yasakları, ev baskınları, sorgular, mahkemeler, hücre cezaları, polis copları, işkenceler, işkencede gelen ölümler... 12 Eylül kabusu başlamıştı. Devlet, halkının refahı için(!), kendine başkaldıran asi halkı ehlileştiriyordu. İşkence ve ölüm her yerdeydi. İşte bu noktada teorik bilgilerden sıyrılıp pratikte yaşananlara bakmak istersek; kaynak sıkıntısıyla karşılaşırız. Bugün bile “12 Eylül sonrası aslında neler oldu?” sorusuna net bir cevap verilemiyor. Murat Paker’in filmi, Kürt propagandası yapmakla birlikte, bu karanlığı küçük bir kibritle göz atma şansı verdi. Diyarbakır, 5 nolu cezaevinde yaşananların, tüm ülkede olanların küçük bir kesiti olduğunu bilerek belgeseli izledim.

 

Anı-röportaj tarzındaki filmi izlerken duygusal yaklaşım ve unutma risklerine karşı kısa notlar aldım.

 

*12 Eylül’den sonra düşünce suçluları ile adli suçluların cezaevleri ayrılmaya başlandı. Düşünce suçluları yani devlete karşı suç işleyenler askeri disiplinle eğiltileceklerdi.

 

*Askeri disiplin dedikleri tek tip giyinip, askeri düzende yürüyüş yapmaktan fazlasıydı. Küçük bir yanlışlık beraberinde dayak ve hücre cezası getiriyordu. Zamanla 5x10 dedikleri kalaslarla dövülmek sıradanlaşacak; fiziksel acının direnci kırmadığı yerlerde psikolojik işkenceler kendini gösterecekti.  

 

*Diyarbakır cezaevinde Kürt kökenli ve pkk üyesi mahkumlar tutuluyordu. Tüm ülkede yaşanan işkencelere ek olarak, burada bir de Türkçe konuşma zorunluluğu vardı. Ehlileştirmenin Türkçesi: Türkçe konuşan, Allah’ını ve İstiklal Marşını bilen bireylere dönüşmek. Bu bölümde yaşlı bir Kürt kadının Türkçe olarak “Oğlum nasılsın, iyi misin?” diye ezberlemeye çalışması; ezberleyemediği için tutuklu olan oğluyla görüşememesinin aktarılması acıtıcıydı.

 

*İşkenceye giderken koğuşlara bir nöbetçi bırakılıyordu. Geldiklerinde yaralarını tuzlu suyla yıkayacak birinin olması için.

 

*İşkenceden bıktıkları için kendilerini tinerle yakan dört gencin anısına okunan Kürtçe türkü, hani derler ya, delip geçen türdendi.

 

*Ölüm orucunda artık ölümü bekleyen Cemal Arat’ı annesi ziyarete gelmiştir. Anne Sakine Arat oğlunun kulağına eğilip, "Oğlum nasılsın?" diye sorar. Oğul erimiş yüzünden arta kalan yarı kapalı gözlerle gülümsemeye çalışıp, Çok iyiyim ana der... 

 

12 Eylül karabasanını başımıza saran kişinin hala ressam kisvesiyle sorgulanmadan yaşaması ve yasalar önünde tertemiz ölecek olması üzücü. Unutmamak adına, amacı her ne olursa olsun bu tür kayıtların izlenmesi önemli... Unutmak, ders ve önlem almayı engelleyen bir zehirdir. Unutmayın.

 

Yukarı Dön Göster carpe diem's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: carpe diem
 

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce Giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Powered by Web Wiz Forums version 7.92
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide